4 Ekim 2012 Perşembe

De Palma ve Bertolucci

Tuhaf rastlantı, 1960’ların başında başladığı sinemada 50 yılı deviren 1940 doğumlu iki yönetmenin yeni filmlerini, Filmekimi’nde bir gün arayla izledim. Dreamers’dan (2003) bu yana çektiği ilk film olan Ben ve Sen’de (Io e te) Bertolucci, büyümenin sancılarına dair alışılageldik bir aykırı genç öyküsünü iki üvey kardeş arasındaki ilişki üzerinden, tek mekânda anlatmaya girişiyor. Fakat yönetmenin gençliğe dair bir film yaparken “genç işi” bir film yapma telaşı, ortaya hiç de parlak olmayan bir sonuç çıkarmış. Tipik bir yalnız ergen olan kahramanınızın bodrum katında bilgisayarında oyalanmasıyla ya da yolda yürürken kulaklıklarını takıp The Cure’un ‘Boys Don’t Cry’ını dinlemesiyle zamane gençliği anlatamıyorsunuz ne yazık ki. Eroin bağımlılığını resmederken 80’ler Yeşilçam filmleri standartlarını yakalayan Ben ve Sen, bize zamanın geçtiğini bildirmek için dışarı çıkıp çaresizce gökyüzünü, sokaktan geçenleri tarayan kamerasıyla iyice amatör bir havaya bürünüyor. Truffaut’nun 400 Darbe’sine (Les quatre cents coups, 1959) yapılan yersiz bir göndermeyle görüntünün Lorenzo’nun yüzünde donduğu finalden hiç bahsetmiyorum bile. Buna karşılık Brian De Palma’nın Tutku’su (Passion) tam aksine, ucuz estetikte, şiddette, fantezide elini korkak alıştırmayan, eski moda olmaktan çekinmeyen bir film. Yönetmen mekân olarak küresel finans ve reklamın başkentlerinden Berlin’i seçiyor, değişen dünyayı ve teknolojik gelişmeyi (çokuluslu şirketler; devasa iş merkezleri; son model otomobiller; bilgisayarlara, cep telefonlarına ve güvenlik kameralarına kilit rol biçen bir anlatı) öyküsüne entegre ediyor ama tüm bunlardan kesinlikle “güncel” bir film çıkarmaya çalışmıyor. Bunun yerine ta 70’lerde, 80’lerde çektiği gerilimlerin ruhunu yenilemeden günümüze taşımakla yetiniyor, ki bu da ortaya “retro” bir seyir zevki çıkarıyor. Toplantı sahnelerinin pejmürdeliği, iş görüşmelerinin (“bu dosyayı yarın sabah masamda görmek istiyorum!”) basmakalıplığı, yan rollerdeki oyuncuların berbat (galiba yer yer dublajlı) performansları, sonlara doğru ses bandını tamamen ele geçiren yaylılar, hepsi De Palma’nın en iyi yaptığı sinemaya sımsıkı sarılmasının göstergeleri. Tutku’da pek çok şeye gülmek mümkün, ama bunlar filmdeki gerilimi kesinlikle baltalamıyor. De Palma’nın güvenli yolu tercih ettiği söylenebilir ama ortaya çıkan sonuç Ben ve Sen’e göre çok daha heyecan verici ve bana kalırsa bu devirde böyle bir film yapmak, cesaret işi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder