8 Ocak 2011 Cumartesi

AŞK SARHOŞU vesilesiyle


Günümüzde Hollywood’un tipik romantik komedileri (aynı mantığı elden geçirip aksiyon ya da melodram gibi diğer yaygın türlere de uyarlamak mümkün), her zaman eskiden olduğu kadar dolaysız bir biçimde olmasa da, ezberlediğimiz o klasik formülü uyguluyor hâlâ: Kadın ve erkek tanışır, birbirlerine âşık olurlar, araya giren türlü engeller yüzünden ayrılır ya da ayrılmanın eşiğine gelirler, bu süreçte kendileriyle hesaplaşıp bir değişim geçirirler ve birbirleri olmadan yaşayamayacaklarını anlayarak yeniden bir araya gelirler. Jenerik akarken bizden onların elbette sonsuza dek mesut olacaklarına inanmamız ve bu mutlulukla salondan çıkmamız beklenir. Buraya kadarki kısım yeni değil tabii; 30’ların 40’ların romantik komedilerinde de durum böyleydi. Yeni olan -belki de artık seyirci sürekli aynı yemeği yemekten bıktı düşüncesiyle- bu anlatının muhtelif yan tema ya da meselelerle “zenginleştirilmesi” alışkanlığı. Aşk Sarhoşu’nda (Love and Other Drugs, 2010) söz konusu mesele, 90’lı yıllarda viagranın piyasaya çıkış serüveni ve daha genel anlamda, ilaç sektöründe dünya çapında (ortalama Amerikan seyircisi açısından “Amerika çapında” diye okuyunuz) dönen dolaplar: İlaç şirketleri, pastadan aldıkları payı büyütmek için mümessiller yetiştiriyor. Bu mümessiller güleryüz, cazibe, para, rüşvet, baskı, şantaj gibi akla gelecek her yolu kullanarak doktorları reçetelerinde kendi şirketlerinin ilaçlarını yazmaya “teşvik” ediyorlar. Bu arada şirketler de bilimsel araştırmaların sonuçlarını gizliyor ya da çarpıtıyor, kamuoyunu yönlendirmek için çeşit çeşit oyun oynuyor. Hikâyesi gerçek olaylara dayanan Aşk Sarhoşu da böylece içerinden bir bakışla sektörün kirli çamaşırlarını (hem de Pfizer’in adını vererek) ortaya dökmek gibi yürekli bir hamle yapıyor. Ya da en azından bir süreliğine böyle yaparmış gibi görünüyor. Ne var ki sonlara doğru Maggie (Anne Hathaway) ile Jamie’nin (Jake Gyllenhaal) ilişkisindeki duygusal ton yükseldikçe, ilaç şirketleri meselesi de uçup buhar oluyor. Basmakalıp finalinde film, iki sevgilinin mutluluğundan ve gerçek aşkın kutsallığından başka hiçbir duygu ya da düşünceye alan bırakmıyor. Öyleyse Aşk Sarhoşu’nda ilaç meselesinin bir dekordan öte bir rolü olduğu söylenebilir mi?