11 Ekim 2011 Salı

DARDENNE KARDEŞLER BİLDİĞİNİZ GİBİ


Dardenne kardeşler yeni filmleri Bisikletli Çocuk’ta (Le gamin au vélo), artık kanıksadığımız ahlak ve vicdan hikâyelerinden bir yenisini anlatırken karakterizasyon, mekân ve üslup konusunda da alışıldık tarzlarından ödün vermiyorlar. Bu devamlılık, ruh halinize göre tutarlılık olarak görünüp hoşunuza gidebilir ya da kendini tekrarlama gibi gelip sizi biraz sıkabilir. Dardennelerin kamerasının karşısında bu kez “yeni bir başlanıç yapmak isteyen” babasının terk ettiği 11 yaşındaki Cyril ile onun koruyucu anneliğini üstlenen kuaför Samantha yer alıyor. Filmin gücü de öncelikle, başrol oyuncuları Thomas Doret ile Cécile De France’ın büyük bir uyumla canlandırdıkları bu iki karakterden geliyor. Cyril’in her ne pahasına olursa olsun babasına ulaşma çabası ve tek varlığı olan bisikletine tutunmaktaki ısrarıyla Samantha’nın Cyril’e kol kanat germek için her şeyi göze alışı arasındaki paralellik, kuvvetli Dardenne dramatizasyonu eşliğinde etkileyici bir bütün oluşturuyor.
Ne var ki “iyimser” final ağır ağır yaklaşırken, filmin katı gerçekçiliği bana kalırsa tuhaf bir çıkmaza giriyor: Umutsuzca sevilmek isteyen Cyril bulaştığı suç yüzünden hayatını kaybetse ya da onu suça zorlayan Wes’in yanında suç dünyasının derinliklerinde kaybolsa, bize kestirmeden “işte, sokaklarda yitip giden bir hayat daha” dedirtecek. Ne var ki Cyril’in Samantha’yla çıktığı bisiklet turunda hissettiğimiz, sığınacak bir yuva bulmanın huzuru da, farklı bir açıdan, benzer bir formül hissi yaratıyor: “Samimiyet ve insani sıcaklık her şeyin üstesinden gelmeye kadirdir.” Fazlasıyla basite indirgiyor olabilirim ama film Beethoven’ın konçertosuyla sona ererken hissettiğim buydu. Bisikletli Çocuk’un çok iyi bir film olduğunu inkâr edecek değilim, ama çıkışta konuştuğumuz üzere, Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nün paylaştırılması sanki Bir Zamanlar Anadolu’da’ya biraz haksızlık olmuş...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder