14 Ekim 2011 Cuma

BU BİR FİLM DEĞİL


Filmin sınırlarının nerede başlayıp bittiğini, yıllar içinde en çok sorgulayan sinemacılar İran’dan çıktı. Devlet sansürünün, özellikle devrim sonrasında muhalif sinemacılar tarafından yaratıcı bir güce dönüştürülebilmesi üzerine çokça yazılıp çizildi. Şu anda 6 yıllık hapis ve 20 yıl film yapmaktan men cezasıyla kapana kıstırılmaya çalışınan Cafer Panahi de bu anlamda, İran’ın en önemli sinemacılardan biri. Panahi geçen sene, kendi evinde film çekerken, (yönetmen Muhammed Rasulof’la birlikte) apar topar tutuklanmış ve filmin o ana kadar çekilen kısmı polis tarafından imha edilmişti. İran’dan zar zor kaçırılan Bu bir Film Değil ise, Panahi’nin Ahmedinejad karşıtı gösterilere destek vermesinin ardından, ülkedeki tüm sinemacılara göz dağı vermek üzere uygulamaya koyduğu bu inanılması güç yıldırma stratejisinin bile onu durduramayacağının göstergesi. Filmi, Panahi’nin bu filmdeki ortağı Mojtaba Mirtahmasb’ın da şu anda tutuklu olduğu bilgisiyle izlemek, filmin hissini ağırlaştırıyor. Ancak bu ağırlığı beraberce üstlenmeli ve filmin nasıl bir direniş alanı olduğunu hatırlamak, üretmenin bir hayatta kalma biçimi olduğu üzerine düşüncelere dalmak fırsatını verdikleri için ikisine de müteşekkir olmalıyız.

Panahi’nin hapsedilmek, kapatılmak, hareket edememek, özgürlüğünü kaybetmek üzerine çok düşündüğü ortada. Eskiden beri… Ev hapsinde olmaksa iyice arada bir mesele. Evinizdesiniz ama eviniz aslında hücreniz. Bu arada kalmışlık, özellikle İranlı kadınların maruz kaldıkları kısıtlamalar üzerine de çokça düşündürüyor olmalı. Zaten Panahi’nin kameraya anlatmaya başladığı hikaye de (film çekemeyeceği için önceden yazdığı senaryoyu okuyor), üniversiteye gitmesini izin verilmeyen, bu nedenle eve kapatılan bir genç kız hikayesi. Evinden, üst orta sınıf mensubu olduğu anlaşılan Panahi, alt sınıftan olan bu kızın hikayesini anlatmak için kendi evinin uygun olmadığını söyleyerek, tüm filmi halının üzerine yapıştırdığı bantlar (bunlardan kapı, pencere, merdiven yapıyor) ve bir sandalye yardımıyla anlatmaya çalışıyor. Daha önce mekan bakmak için gittiği İsfehan’da çektiği, sessizce uzayan bir avlunun görüntüleri giriyor araya. Kendi kapatılmışlığıyla, hikayedeki kızın kapatılmışlığı üst üste biniyor; ama bu sınıfsal farklılığa da, cinsiyet aracılığıyla oluşan eşitsizliğe de dikkat çeken bir örtüşme. Yani Panahi o kız olmaya çalışmıyor. Eşit değiller, ama birbirlerlerine dair söyleyebilecek şeyleri var. Panahi, bu ‘deneme’, ya da (filmin son jeneriğinde belirtildiği gibi) ‘çaba’ (an effort by Panahi and Mirtahmasb) aracılığıyla, kendi sinemasının ‘ara bölgeleri’ni de hatırlatıyor. Parça izlediğimiz Ayna filmindeki temsil-gerçeklik gerilimi, yine nerdeyse tüm filmlerinde görebildiğimiz belgesel-kurmaca dengesi, Bu Bir Film Değil’in ana yapısını oluşturuyor. Evet, bu bir film değil, tüm olanlar gerçek ama bir o kadar da bu bir film ve olanların bir kısmı kurmaca. Ve zaten hayat da biraz böyle bir şey… Dışarıda nevruz kutlanırken, içeride hapis kalan Panahi’nin hikayesi çok gerçek. Hikayesini anlattığı okula gönderilmeyen kızın hikayesi kurmaca. Çöpü toplamaya gelen, ablasına ve eniştesine yardım eden ‘geçici kapıcı’, ‘sanat öğrencisi’, ‘tekstil işçisi’ delikanlının hikayesinin ne kadarı gerçek, ne kadarı kurmaca bilmiyoruz. Çünkü aslında kızın hikayesi de gerçek ve Panahi’nin kamera önünde geçen bir günü de her gününden biraz farklı, yani bir yanıyla kurmaca… Peki salonda yaşayan iguana gerçek mi?

Panahi’nin bizimle ettiği bu 70 dakikalık sohbet (zaman zaman cep telefonu kamerası, zaman zaman eski filmleri, zaman zaman Mirtahmasb’in kaydettiği canlı performansı aracılığıyla tam bir ‘mixed media’ işi), Panahi’nin başına gelenlerden sonraki 'sessizliğine' de ilaç aslında… Çünkü yalnızca film çekmesi değil, röportaj vermesi de yasak. Özellikle uluslararası sinema çevrelerinde, yasaklı İranlı sinemacılar için yürütülen kampanyaların, yönetmenlerin kendilerinden bir türlü ses gel(e)mediği için, onlar için kaçınılmaz olarak yarattığı ‘mağduriyet’ pozisyonunu alaşağı ediyor film. Elbette mağdurlar ve bunun için İran devletine uluslararası baskı yapmaya devam etmeliyiz. Ama onlar orada, içlerine kapanmış, hayata küsmüş bir halde kendileri için bir şeyler yapılmasını beklemiyorlar. Tıpkı son sahnede gördüğümüz gibi… Panahi evin bahçesi ve dış dünya arasındaki eşikte duruyor ama elinde kamerasıyla. Yapmayı bildiği şeyi yaparak ve kamerasıyla meydan okuyarak…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder