30 Kasım 2009 Pazartesi

Uluçay ve Sinemanın Cinleri

Ölüm haberini aldıktan sonra internetten Ahmet Uluçay fotoğraflarına bakarken bu tuhaf kareyi gördüm. Biraz zaman ötesi ve dışı bir yerden gelen, sinemayı düşünen ve yapan, neredeyse sinema olmuş, hem yabancı hem aşina bir adam. Başkalığına takılmamıza gerek kalmayacak kadar şok edici, basit ve anlaşılır. Galiba Ahmet Uluçay'ın bizi şaşırtma biçimlerini benim için en iyi ifade eden görüntü bu oldu. Söylenecek çok söz olduğunu hissediyorum, ve mutlaka bir kısmını dergide de söyleyeceğiz ama ilk aşamada ben bu fotoğrafa bakmak, bakmak ve dalmak ister halde buldum kendimi. Ve ne kadar uzun baksam da, ilk bakışımda bana çarpan sade gerçek, çoğalan anlamların önüne geçiyor: Arkasına sinemayı almış, dünyaya kollarını açan birisi; o dünyayla hem restleşiyor, hem de onu kavrıyor, hayatın kendine sunduğu gerçekliğe hem direniyor, hem de onun ve öte gerçekliğin kendisini yutma gücüne meydan okuyor. Ben Uluçay'ı Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'tan da çok kısa filmlerinden birindeki o cinle hatırlayacağım. Uykusuyla debelenen küçük bir çocuğun saçını çeken cinle. Çünkü o ana dek hiç cin görmemiştim.

3 yorum:

  1. Ben o ana dek çok cin görmüştüm ama hiç bu cini nasıl yapmışlar diye merak etmemiştim. Geçen yıl İstanbul Modern'deki söyleşi için hazırlanırken, bizi en çok şaşırtan şeylerden biri Ahmet Uluçay'ın bu çoktan unuttuğumuz "ama bunu nasıl yapmış?" sorusunu geri çağırabilmesi olmuştu. Hilmi Etikan'ın onunla yaptığı video söyleşide de bu cinle ilgili "bunu nasıl yaptınız?" sorusu vardı hatırlarsanız. Tabii ki Ahmet Uluçay'ın cevabından onu nasıl yaptığını yine tam olarak anlayamamıştık, hatta daha da gizemli bir hal almıştı bizim için bu cin.
    Bu fotoğrafı da çok güzelmiş gerçekten...
    Anma töreni nasıl geçti?

    YanıtlaSil
  2. katılamayan arkadaşlar için iki satır yazayım, yazılı olarak kayıtlı bulunsun. anma töreni hüzünlü ve sessiz sakindi ama katılım yüksekti. alin taşçiyan'ın yönlendirdiği törende önce hilmi etikan'ın uluçay'la görüşmesinden parça izlendi. bence en önemli olan, farklı nesillerden ve profillerden insanların hep birlikte uluçay hakkındaki hislerini ve anılarını paylaşmaları oldu: ezel akay, hüseyin kuzu, safa önal, serkan çakarer, mustafa preşava, yüksel aksu, ismini hatırlayamadığım şişli kaymakamı ve ali sever isimli yaşlı bir izleyicisi ve seveni. preşava'nın aktardığı anekdotlar özellikle ilgi çekiciydi. en son, ölümünden önce bir süredir yanında olan yeşim ustaoğlu ve oğlu idris söz alıp birkaç cümle ettiler ama çok kederli oldukları için kısa sürdü. ezel akay'ın gündeme getirdiği, daha sonra söz alan yön-der başkanı mustafa altıoklar'ın da tekrarladığı gibi yarım kalan filminin yönetmenler derneği'nin de katkısıyla ve ilgilenen insanların bir araya gelmesiyle bir biçimde tamamlanması konuşuldu. bence biz de dergi olarak bir şekilde bu konuyu takip etmeliyiz. nasıl bilmiyorum ama bunu da konuşabiliriz. ya da nadir siz, platformda bunu mutlaka gündeminize alırsınız.

    YanıtlaSil
  3. bu arada eklemeyi unuttum, nadir'in bahsettiği ve cinle ilgili sahneyi nasıl yaptıklarını anlattığı bölümü törende gösterilen parçada yine dinledim. yine anlayamadım.

    YanıtlaSil