6 Kasım 2009 Cuma

Kıskanmak



Sinema-edebiyat ilişkisi denen şey hakkında konuşulanların artık ilgimi zerre kadar çekmediğini fark ettim. İyi uyarlama şöyle olur, kötü uyarlama şöyle olur, iyi romandan iyi film çıkmaz gibi laflar duymazsam daha mutlu bir insan olabilirim belki bir süre. Edebiyat uyarlamalarının benim üzerindeki tek etkisi roman okutmak oluyor artık galiba. Yönetmen romanı uyarlamayı becerebilmiş mi falan gibi bir merak da değil benimkisi; hele romanı okurken hayalimde canlandırdığım karakterleri ete kemiğe bürünmüş biçimde görüp sonra bak o baya cuk oturmuş ama şu karaktere şu oyuncu gitmemiş be muhabbetleri yapmak hiç değil... Sanırım giderek büyüyen ve içinde kaybolduğum bir deryaya dönen 'okunacaklar listesi'nde bir çapa işlevi görüyor benim için bu edebiyat uyarlamaları. Önce Bizim Büyük Çaresizliğimiz, sonra Kıskanmak... Birileri çıkıp da filme çekmese şunları, kabarık ve uyumsuz listenin bir kenarında duruyorlardı şimdi büyük bir ihtimalle. Seyfi Teoman ve Zeki Demirkubuz'a teşekkürler o zaman şimdiden. Listenin ortalarında yer alan ama bir türlü sırası gelmeyen iki tane yazarla tanıştırmış oldular beni.(Barış Bıçakçı'yla bu vesileyle başlayan okur-yazar ilişkimi -bir de halı saha ilişkimiz var, o da ayrı konu- daha da sürdürmek niyetim de var.) Bu akşam gidip Demirkubuz'un Kıskanmak'ını da göreceğiz inşallah dünya gözüyle. Söyleşide dediğine göre baya kendi dünyasını yaratmış yine, romanla çok öyle obsesif bir ilişkiye girmemiş. Ee ama zaten böylesi makbul değil midir... 'İyi roman uyarlaması şöyle olur'la başlayan bir cümle de ben kurayım di mi. Sonra, kendimle çelişmeyi seviyoruma yatarım. Hadi bakalım Demirkubuz, sana güveniyoruz... Hakan Bıçakçı'nın twitter deyişiyle: "Kafamıza Demirkubuz bantlarını bağlayıp" gidiyoruz sinemaya.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder