29 Kasım 2009 Pazar

Giriş ve The Hunger (1983)



İlk defa blog kullandığım için sanırım henüz yabancılaşmadan yazmam mümkün değil. O yüzden biraz işi teorize ederek başlayayım dedim. Tomris Uyar'ın gündökümlerini okuyordum bu yaz, orada 'günlük' denen biçim üzerine de kafa yorduğu yerler var haliyle. Bir yandan başkalarının okuyacağı bilgisine sahip olmak ve aslında onlar için yazmak, diğer yandansa gündelik, kişisel olanı doğal akışında, samimi bir şekilde (mümkün olduğuca oto-sansürsüz belki) kendine yazıyor gibi yazmak... çok zor bir denge... Bir de üstüne bu kurumsal bir blog aslında, yani aslında kişisel de değil tam olarak, derginin kimliğinin bir parçası. Benim için şu an iyice kafa karıştırıcı yani :) Neyse, göreceğiz...

İzlenecek filmler listeleri konusunda dünyanın en başarısız insanlarından biri olabilirim, evde olanları karıştırarak ve keyfi film izleme lüksüne her nasılsa nadiren sahip olan biri olarak Tony Scott'un The Hunger'ını seçtim bu akşam. İlk beş/on/yüz film listelerinde de en az izlenecekler listelerinde olduğum kadar başarısızım, ama belki birileri bu sefer En İyi Vampir Filmleri listesi yapmam gerekirse, The Hunger'ı bana hatırlatır. David Bowie, Catherine Deneuve ve Susan Sarandon, 80'ler New York underground'u, punk, vampir mitolojisi ve metaforunu binbir farklı okumasıyla kendi zaman/mekanına uyarlaması, yeni hollywood'un muazzam, tuhaf kamerası ve kurgusu, müzikler, filmin sanat ve görüntü yönetimiyle başarılan tüm zamanların bir aradalığı (ve bunun en işlevsel olduğu örneklerden biri çünkü tüm o zamanlarda yaşanmış olduğunun hissi neredeyse sadece evin dekoruyla veriliyor, bir kaç acayip flashback dışında)...
Ölümsüzlüğün değil, ölmekte olan bir vampirin trajedisi! Dahice!
Benjamin Button'ın neden kötü bir film olduğunun da bir şekilde bir kez daha kanıtı hatta...
Tony Scott'un de en iyi filmi olabilir bence rahatlıkla.
Bir de David Bowie zaten insan olamaz, her daim öte dünyalı, her daim insanüstü.

2 yorum:

  1. Bu Hunger'ın açılış sekansı da hiçbir şeye benzemez. Baya on dakika boyunca Bela Lugosi's Dead çalar, vampirler karizmatik bakışlar atarlar falan, videoklip gibidir. Çok acayip gerçekten, hem Bauhaus hem Tony Scott.

    YanıtlaSil
  2. Catherine Deneuve'ün Marlene Dietrich olmamasının en önemli sebebinin fransız olması olduğunu düşünmüştüm izlediğimde bu filmi. Zamanında Bunuel bile Deneuve'ü, eline kamçı tutuşturduğu halde, kamçılı kadın haline getirememişti.The Hunger camp nedir derslerinde gösterilesi bir film gibi kalmış aklımda Deneuve'ün fransızlığından başka. Bir de tabii Bowie'nin filmografisi tam bi jungle sanırım. The Labyrinth ne biçimdi...

    YanıtlaSil